Tunceli Horasan ve Anadolu’dur.

Tunceli ve Horasan tarihi konusunda öğrenmemiz ve araştırmamız gereken birçok konu bulunuyor. İyi araştırmadan ve bilgi sahibi olmadan, kanaat seviyesinde birçok bilgi gerçekmiş gibi kitaplara konu oluyor ve yazılıyor. Özellikle yaşayan kültür, tarih yok sayılıyor. Yaşlı insanlardan nakledilen bilgiler itibar edilmiyor. Tunceli adeta bir ideolojik kuşatmaya göre uydurma tarih ile şekillendirilmeye çalışıyor.

Tunceli coğrafyası,  Mezopotamya, Horasan, Anadolu coğrafyasının ortak alanlarından biridir. Bu bölgede birçok kavim ve topluluklar yaşamış ve iç içe geçmiştir. Tarihte birçok beylik, devlet ve hanedanlık yönetimine girmiştir.

Her bir dönemin izleri olmak ile birlikte bu gün Tunceli kültürü ve yaşamı, Horasan diye çokça bahsettiğimiz geniş bir coğrafyadan gelen kavim ve topluluklar ile Tunceli’nin yerleşik topluluklarının ortaklaşa oluşturdukları bir tarihin ağırlığını yansıtır.

Horasan olarak tanımlanan bölge orta Asya’dan başlayıp Kayseri sınırı ise son bulan bir bölgedir ve günümüzde 7 ülkenin sınırları içindedir.

Horasan’dan gelen kavimler Ehlibeyt ocakları ve bunların talipleridir. Bu talipler önce Horasan bölgesinde fars ve İslam’ın Ehlibeyt kültürü ile yoğrulmuş sonra Anadolu’ya gelmişlerdir.

Horasan’da çok kavimli, çok kültürlü ve çok dilli bir bölgedir. Bu bölgeye son kültür ve inanç mührünü vuran ise yine Ehlibeyt ocakları özellikle İmam Rıza, İmam Caferi-i Sadık, Hallaç-ı Mansur, Ahmet Yesevi gibi ulu evliyalardır. Bu ulular, kültür ve inançlarını yüksek bir ahlak, ilim ve kültüre dayandırmışlardır. Bu değerlerin yine temelinde İnsan’ın en değerli varlık olarak yüce Tanrı’nın nurunu taşıdığı inancıdır.

Tunceli ve Horasan Çok kültürlü ve kavimli bir bölgedir.

Horasan ve Anadolu’da millet olmanın bir arada olmanın koşulu hiçbir zaman ırk olmamıştır. Irk üzerine tanımlanan millet tanımları ise on dokuzuncu yüzyıldan sonra batı kaynaklı olarak gelişmiştir. Millet tanımlarını belirleyen birinci unsur inanç, içinde bulundukları devlet ve kavim anlayışıdır.

Bu sebeple gönül kardeşliği dediğimiz, yol ve ikrar kardeşliği ile birbirine bağlanan insanlar yine ulu pirlerinin tavsiyesi ile Moğol zulmünden büyük obalar halinde Tunceli ve Anadolu bölgesine göç etmişlerdir.  Ağırlığını Türkmen aşiretleri önce Horasan bölgesindeki kavimler ve kültür ile birlik ve beraberlik oluşturmuş ve sonra Tunceli bölgesi başta olmak üzere Anadolu ve Balkan’lara yayılmış ve bu bölgelerdeki topluluklar ve kültür ile iç içe geçerek kaynaşmış ve birliktelik oluşturmuşlardır.

Horasan bölgesinde birden çok dil konuşan bu topluluklar mevcut yönetimlerin farca dilleri nedeni ile So Be diye adlandırılan Türkçe, Farça ve azda olsa Arapça karışımı bir dil kullanmışlardır. Türkçe kullandıkları diğer bir dildir. Ocak mensuplarının içinde özellikle eğitim alanların Arapça dilini ileri düzeyde biliyorlardı.

Tunceli bölgesine gelen kavimler Türkçe, So Be (Tunceli tanımlaması) dillerini konuşuyorlardı. Tunceli’de yerli toplulukların büyük çoğunluğu Ermenice konuşuyordu. Rumca konuşan toplulukları azda olsa bulunuyordu.

Yavuz Sultan selim – Şah İsmail çatışmasından sonra Türkmen kültürü ve inancı yok edilme sürecine girmiş bunun yerine, İdrisi Bitlisi aracılığı ile Kürt aşiret reisleri vasıtası ile Şafi mezhebi yayılmaya çalışılmıştır. Şafi mezhebi diye uydurulan ve İmam Şafi ile bir alakası bulunmayan bu anlayış ile bölge yüzyıllar boyunca geri kalmış, yoksul ve cehalet içeren aşiret ve şıh düzeni egemen olmuştur. İdris-i Bitlisi’nin kendi şerefname isimli eserinde kırk bine yakın kızlbaşı nasıl katlettiklerini anlatmaktan çekinmemiştir.

Yavuz Sultan Serim – İdrisi Bitlisi vasıtsıyla yapılan bu zulümden Ermeniler, Süryaniler, Kaldeniler, Ezidiler gibi bir çok topluluk ve kültür olumsuz etkilenmiştir. Kürtçe’nin Tunceli yaşamına ağırlıklı olarak girmesi bu tarihten sonradır.

Hacı Bektaş-ı Veli ile Horasan’da vücut bulan yüksek inanç ve kültür, Anadolu’da yerleştikçe Tunceli ocak ve aşiretlerinin yolculuğu Beylikler ve Selçuklular döneminde iç Anadolu’ya doğru başlamış, Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim zamanında sürgün halini almış ve Balkanlar’a kadar devam etmiştir.

Tunceli Kültürü İnsan’a dayanır.

Yüce Tanrı Adem’e kendi cemalinden cemal vermiş, kendi nurundan üfleyerek yeryüzünün en şerefli varlığı haline getirmiştir. Bazı insanlar bu hakikati aramış, bazı İnsanlar işte bu hakikati unutmuş ve Dünya’da hüsrana uğramıştır. Peygamberler ve evliyalar bu hakikati açığa çıkarmış ve yeniden bir yolu Tunceli kültürünün temeli haline getirmişlerdir.

Bu sebeple Tunceli kültür ve inancı tamamen insanlığa dayanır, yüksek bir ahlaka dayanır, insan sevgisine dayanır.

Tunceli Horasan ve Anadolu’dur. Horasan kavimleri Anadolu toplulukları ile karışmış ve günümüzün yaşayan insanlarını meydana getirmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir